Kasım 10, 2008 · Kategori: Mektuplar

Ne yalan söyledin ne de kandırdın diyebilirim. Mutlaka doğru söylediklerin de vardı, kandırmadıkların da… Hiç söylemediklerin de vardı ama! Şimdi benimde söylemediklerim var! Bu konuşmasız gidişi, ben seçtim!
Ne masaldın ne gerçek...
Mutlaka
Gerçek bir masalı tercih ederdim!
Gerçek bir masal nasıl olur ki?
Bilmem!
Ve sende biliyor olsaydın şayet, muhakkak yaşıyor olurduk!
Ben senden de, masaldan da ümidi kestim!
Neyse uzatmayacağım. Sonraya bıraktıklarım yok. Sana bıraktıklarım da… Dünle beraber gitti düne ait ne varsa... Bana kalanları da ben sildim. Açılmayacak konular gibiyim... Gidilmeyecek şehirler gibiyim...
Uzatmayacağım, ne söyleyecek sözüm var ne de dinleyecek haldeyim… Uzatmayacağım, ne acım var ne de herhangi bir duygum. Uzatmayacağım, seni ilk defa bu kadar kısa kestim!
Yasemin Pulat
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Eylül 12, 2008 · Kategori: Mektuplar

Eski kırk beşliklere aranjman bile olamayan
şairler okudun sen; ondan bu ukalalığın
Yazık sana sevgili
Oysa yatıp bir kadının eteği altına
kukusunu seyreder gibi,
uzanıp bir binanın her tavrı masum terasına
gökyüzünün çok tazyikli meşkine dalardın
geceleri. Kaç yıldız bir saplantı eder,
kaç güneş tutulmasıdır bir ayrılık...
Hatıralarınla bunu hesaplardın. Kendince.
Kaç ihanet toplam bir vesvese..
Bir madde bile değilsin artık
genel kültür ansiklopedilerinde.
YÜZÜN YOK, CİSMİN YOK, HÜKMÜN YOK BU SERZENİŞTE.
Adının jeneriklerde yazılmaya değmediği
Kalitesiz porno filmlerde
oynadın hep. Daha da oynarsın, oyna!
Eski kırk beşlikler izin verdikçe!
Küçük İskender
Fazla söze ne hacet...
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Temmuz 28, 2008 · Kategori: _oban yildizim___hep benle kal___

Elimde fotoğraf makinem...Harika resimler çektim ömrüme saklanacak...
Bir düşünür hayatın “senin için ne ifade ediyorum” sorusu etrafında döndüğünü söyler. Araba seslerinin, trafik gürültüsünün neredeyse hiç olmadığı, hatta bir yerinden sonra telefonların bile çekmediği, yolda insanlar gibi yürüyen martıların olduğu, mor begonvillerin, zakkumların etrafı sardığı, bebeklerin ve çocukların dünyası böyle olmalı dediğiniz bir yerde insan hayat için ne ifade edebildiğini, hayatın ne ifade ettiğini duyumsayabiliyor. Herkese ve her şeye dair tüm sorular cevaplarını aşikar kılıyor bu harikalıkta.
Huzurun, mutlu olabilmenin; metaryalizm içinde kaybolduğumuz, durmaksızın koşturduğumuz, karmaşık ilişkiler ve insanlar zincirinde takılı kaldığımız, kendimizi ertelediğimiz, hatta hep bir ertelenmişlikle yaşadığımız dünyada ne kadar küçük şeylerden geçtiğini, bisiklete binerken, faytonda bembeyaz evlerin olduğu sokakları dolaşırken, saatlerce harika bir doğa manzarası içinde yürürken, oksijenin sarhoşluğu içinde fark etmemek ne mümkün.
Aya yorgi tepesi ise, yokuşu çıkmak zahmetli olsa da, insanın kendine kaçmak istediğinde mutlaka uğraması gereken bir Yaradan mucizesi.
İnsanın aklına İran mitolojisinin ünlü "Simurg efsanesi" geliyor bu tepede...
“Simurg, bir masal kuşudur.
Uzun boynunda beyaz bir halka bulunan, safran tüylü, güzel sesli, insana benzer kocaman bir kuş...
Kuşların sultanıdır.
Kaf Dağı’nın ardında yaşar.
Efsaneye göre, kuşlar, sultanlarını bulmak üzere toplanıp yola çıkarlar bir gün...
Yol uzun, yolculuk zorludur.
"Aşk Denizi"nden geçerler önce...
"Ayrılık Vadisi"nden uçarlar...
"Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne saparlar...
Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalar, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopar sürüden...
Kimi hırslanıp düşer ovaya, kimi kıskanıp batar göle...
Yolculuk bittiğinde, Kaf Dağı’nın ardına sadece 30 kuş varabilmiştir.
Sultanları Simurg’u bulamazlar orada...
Sonunda sırrı, sözcükler çözer:
Farsça "si", "otuz" demektir.
...ömurg" ise "kuş"...
"30 kuş", anlar ki, aradıkları sultan, kendileridir.
Ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.
Anlatır ki bu efsane, keşfedilecek ülke kendisidir insanın.
İnsan kendini buldukça ruhunun renklerine yakışanını sunar hayat ona...”
Ve de;
“yağmura,nisana ve yaşıma aldanıp
uçurumları kıyı sanarak
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim” der
İbrahim Tenekeci isimli bir şair.
Bir kaf dağına gitmişlik hissi burası…
Ruhunun renklerine yakışanı keşfetme efsanesi…
Ve yine bir şair diyor ki seni düşündükçe;
"Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum."
İyi ki....ömrümden eksik değil...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::